Zaman Kadın Gibidir

Zaman Kadın Gibidir, Mehmet Taştan18. asrın ünlü ressamlarından William Holman Hunt’un “Kâinat Işığı” adlı tablosu Londra Kraliyet Akademisinde seyircinin beğenisine sunulmuştu.
Tabloda, gece vakti bir evin kapısı önünde, elindeki feneri kapıya tutan bilge bir adam duruyordu.
Ziyaretçiler, ne ifade ettiğini anlamasalar da tabloyu seyredip hayranlık sözleri söyleyerek çıkıyorlardı salondan… Ama içlerinden biri dayanamayıp sordu:
“Üstat, perspektif ve derinlik güzel ama doğrusu bir türlü anlamını kavrayamadım bu tablonun. Kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz. Bu kapı hiç açılmayacak mı?”

Hunt tebessüm etti:
“Dostum bu kapı, gönül kapısı… Dışardan açılmaz, yalnızca içerden açılır.” dedi.

O bilge adam elindeki fenerle açabilseydi kapıyı, acaba ne görürdü o ın gönül dünyasında?
Bence önce annelik duygusunu görürdü. Çünkü anne yalnız cezaları değil, bütün suçları da üzerine alan bir sevgi usaresidir. Ve o sevgi iyilik gördüğünde artmaz; kötülük gördüğünde azalmaz.
Onun kucağıdır ilk yatağımız. İlk öğretmenimiz odur. Hayatı hecelemeye onun kılavuzluğunda başlarız. Ondan öğreniriz hayata kanatlanmayı. Anadil, anavatan , bizi biz yapan değerleri onun adıyla anarız.
Onlar gözleriyle öğretir, kalpleriyle düzeltirler. “Bir adam yetiştir, bir kişi yetiştirmiş olursun; bir yetiştir bir aile yetiştirmiş olursun. İyi bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız işe ninesinden başlayın. Anasına bak kızını al, kenarına bak bezini al.” Birbirinden farklı milletlere ait bu sözler eğitimde ın evrensel yerini gösteriyor.
Sonra sevgilidir . Şiirlerde o vardır, şarkılarda o… Bütün erkeklerin şahsında Kays’ı çöle düşürüp mecnun kılan, bütün kadınların şahsındaki Leyla’dır. Baş harflerinde bile elem (LM) veren öyküdeki isimler ve mekânlar değişse de erkek hep arayandır, kadınsa hep aranan. Aragon’un dediği gibidir. İster ki hep taransın. Diz çökülsün önünde hep.” Kadına varılır ve yuvayı dişi kuş yapar.
Ve estetiktir . Güzellik ve zarafeti uygarlıkların ilham kaynağıdır. Tarih boyunca sanat, edebiyat, mimari adına insanlığın ürettiği ne varsa hepsinin arka planında ya doğrudan ya da dolayısıyla vardır. Kadınsız bir dünyada, erkeklerin mesela topraktan çıkarak çoğalmaları mümkün olsaydı bile dünyayı güzelleştirmek için hiç bir gayretleri olmazdı.
başarıdır, hem de rekabet. güçlükleri, başarının değerini artıran süs olarak görür. Erkeğinin suflörüdür. Her başarılı erkeğin arkasında zeki bir vardır sözü sanırım bunun için söylenmiştir.
elbet temizliktir, ferahlıktır. Girdiği yeri temizler ve güzelleştirir. ın eli değdi, evin rengi değişti. Kadınların eli değince dünyanın da rengi değişir. Çiçek koku, ateş ısı, ferahlık verir.
Nil sıcak ve uzun solukludur . Şiddet göstermeksizin kuvvetli; zayıflık belirtmeksizin yumuşak bir ruh haline sahiptir. Bütün latifliğine ve zarifliğine inat, hastalıklar da dâhil, tüm zorluklar karşısında erkekten daha dirençli ve güçlüdür. Hele anaların gücü kuşlarda bile erişilmezdir.

Bütün bunların üstüne, hepsinin üstüne Nietzsche’nin dediği ;
“Öfke ile değil, gülümseme ile öldürülür”
Ve kadınlar bunu çok iyi bilir.

Etiketler: , ,

1/102/103/104/105/106/107/108/109/1010/10 (3 kere oylanmış, Ortalama: 9/10)

Bunlarda Okundu:

“Zaman Kadın Gibidir” için 1 Yorum

  1. hakançakmak diyor ki:

    Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
    sanki gidenler hiçbir zaman
    hiçbir menzile erişemeyecekti.
    Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
    Ve onlar
    ayın altında dönen ilk tekerlekti.
    Ayın altında öküzler
    başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
    ufacık kısacıktılar
    ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
    ve ayakları altından akan
    toprak,
    toprak,
    ve topraktı.
    Gece aydınlık ve sıcak
    ve kağnılarda tahta yataklarında
    oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
    Ve kadınlar
    birbirlerinden gizleyerek
    bakıyorlardı ayın altında
    geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
    Ve kadınlar
    bizim kadınlarımız:
    korkunç ve mübarek elleri
    ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
    anamız, avradımız, yarimiz
    ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
    ve soframızdaki yeri
    öküzümüzden sonra gelen
    ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
    ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
    ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
    ışıltısında yere saplı bıçakların
    oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
    kadınlar,
    bizim kadınlarımız
    şimdi ayın altında
    kağnıların ve hartuçların peşinde
    harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
    aynı yürek ferahlığı,
    aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
    Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
    ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
    Ve ayın altında kağnılar
    yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

Yorum Yapın