06 Ocak 2009
Ey Kavmim
Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.
Dönüp de bakmazsın ölülerine.
Lut kavminden de değilsin sen, hazdan olmayacak mahvın.
Acıyla karıldı harcın ama acıya da yabancısın.
Ağıtları sen yakarsın ama kendi kulakların duymaz kendi ağıdını.
Bir koyun sürüsünden çalar gibi çalarlar insanlarını ve sen bir koyun sürüsü gibi bakarsın çalınanlarına.
Tanrı’ya yakarır ama firavunlara taparsın.
Musa Kızıldenizi açsa önünde, sen o denizden geçmezsin. Yazının tamamını okuyun »
31 Ekim 2008
Oysa hayallerim vardı daha,
Rüzgâr duasında uçurtmalarım,
Günyüzü görmemiş garip düşlerim…
Ne erken kesildi ölüm biletim,
Kalp krizi firmasından.
Oysa meylim vardı daha;
Denizle sarmaş dolaş
Villalara kurulacak bedenim…
Son model kostümlü hizmetçilerim,
Tatilimi bekleyen beş yıldızlı bir sema…
Ah şimdi ölüm girdi araya…
Yazının tamamını okuyun »
03 Ekim 2008
15 asır önce, Hint topraklarında hüküm süren genç mihrace Belhet, bir biri ardınca savaşlar kazanıyor, şanına şan katıp, iktidar tacını parlatıyordu. Öylesine hızlı büyüyordu ki, zaferleri yalnız rakiplerinin değil, genç mihracenin de başını döndürüyordu.
Tecessüsün doruklarda olduğu bir yaşta bulunmanın verdiği tecrübesizlikle, zaferlerinden söz ederken yalnızca “ben” diyor; savaşlarda hayatlarını kaybeden ya da yaralanan binlerce askere karşı göstermesi gereken vefa borcunu unutuyordu. Bu durum askerde derin bir hoşnutsuzluğa, halkta infiale yol açıyordu.
Yazının tamamını okuyun »
03 Ekim 2008
Bir yel esti servilerde dalgalandı saçların,
Gerildi üryan gönül, bakışlarında yandı.
Bir ceylan sadâsında anladım gittiğini,
Tufan koptu, tüm şehir bir narayla uyandı.
Sende yaşanmışlığın kanayan tarihine,
Hasret yalınlığında bir yürek besteledim.
Her an örselendiğim ölümün öbür adı,
Belalı gözlerini düşte bulmak istedim. Yazının tamamını okuyun »
03 Ekim 2008
Gözlerime üşüştü,
Yeşil gözleri bir an,
İçime sızı düştü
Zannettim dondu zaman. Yazının tamamını okuyun »